|  Düşün Sorgula Anla Engin Şenol | Düşün, Sorgula, Anla

Engin Şenol

Gündem, teknoloji, modern dünya ve felsefe...

Anna Karenina: Aşk mı, Yıkım mı?

👁️ Okunma Sayısı: 184
Anna Karenina: Aşk mı, Yıkım mı? - Engin Şenol

Anna Karenina yalnızca bir aşk hikâyesi değildir. Aynı zamanda tutkunun, toplumun ve insan ruhunun sınırlarını anlatan büyük bir trajedidir.

Leo Tolstoy bu romanda romantik bir kavuşmanın hikâyesini anlatmaz. Tam tersine, bir ruhun adım adım kendi karanlığına çekilişini gözler önüne serer.

Leo Tolstoy’un başyapıtı Anna Karenina, romantik bir kavuşmanın değil, bir ruhun kendi karanlığına doğru sürüklenişinin kronolojisidir. Tolstoy burada aşkı bir kurtarıcı olarak değil, önüne kattığı her şeyi yıkan bir sel gibi tasvir eder.

Romanın merkezindeki karakter olan Anna Karenina, aristokrat bir çevrede yaşayan, saygın bir evliliğe ve bir çocuğa sahip bir kadındır. Ancak hayatına Kont Vronski girdiğinde bu düzen sarsılmaya başlar.

Anna için Vronski sadece bir sevgili değildir; yıllardır maskelerin arkasında sakladığı gerçek benliğini bulma arayışıdır.

Tolstoy bu noktada okura çok rahatsız edici bir soru yöneltir:

Yaşadığını hissetmek için her şeyi yakmaya değer mi?

Tutkunun Yükselişi

Anna ile Vronski arasındaki ilişki başlangıçta büyüleyici bir çekimle başlar. Bu aşk Anna’nın bastırdığı duyguları ortaya çıkarır.

Toplumun kurallarıyla şekillenmiş bir hayatın içinde Anna ilk kez gerçekten “yaşadığını” hisseder.

Fakat Tolstoy’un dünyasında tutku çoğu zaman özgürlükle değil, bedelle gelir.

Toplumun Dışına Düşmek

19. yüzyıl Rus aristokrasisinde bir kadının evliliğini terk etmesi yalnızca bir skandal değildir; aynı zamanda sosyal bir sürgündür. Anna’nın ilişkisi ortaya çıktığında toplumun kapıları ona kapanmaya başlar. Davetler, dostluklar ve sosyal çevre birer birer yok olur.

Erkekler için tolere edilen bir davranış, bir kadın için affedilmez bir suçtur.

Anna yalnızlaşır.

Ve bu yalnızlık yalnızca toplumdan değil, giderek kendi iç dünyasından da kopmasına yol açar.

Aşkın Karanlık Yüzü

İşte Tolstoy’un ustalığı burada ortaya çıkar.

O, aşkın romantik maskesini indirir ve altındaki psikolojik kırılganlığı gösterir.

Başlangıçta özgürlük gibi görünen ilişki zamanla Anna’nın hayatını daraltır.
Toplum tarafından reddedilmek, oğlundan ayrı kalmak ve Vronski’ye duyduğu bağımlılık Anna’nın ruhunda derin bir çatlak oluşturur.

Kıskançlık, korku ve güvensizlik büyür.

Aşk artık bir sığınak değildir.

Bir çıkmazdır.

Bir Trajedinin Sonu

Romanın en sarsıcı tarafı, Anna’nın yaşadığı trajedinin yalnızca toplumun baskısından doğmamasıdır.

Onu yıkan şey aynı zamanda kendi içindeki çatışmadır.

Bir yanda özgürlük arzusu, diğer yanda kaybettiği hayatın ağırlığı.

Tolstoy’un anlatısında aşk bazen insanı yüceltmez; aksine onu kendi karanlığıyla yüzleştirir.

Sonuç

Tolstoy’un dünyasında aşk, romantik romanların vaat ettiği gibi her zaman kurtuluş getirmez. Bazen aşk insanın sahip olduğu düzeni yıkar; fakat yerine yeni bir hayat kuramaz.

Anna Karenina’nın trajedisi tam da burada başlar.

Aşkı uğruna her şeyi kaybeder.
Ama sonunda kazandığı şey özgürlük değil, yalnızlıktır.


Sizce Anna Karenina’nın trajedisi aşkın sonucu mu, yoksa toplumun yargılarının bir ürünü mü?  Yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.

Bozkırda Yankılanan Bir Özgürlük Senfonisi: Cemile

Sevgi Neydi: Asya

Bir sonraki yazıda Cemile, Asya ve Anna'yı birlikte ele alalım mı?


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Bir Yorum Bırak

Deneyiminizi güzelleştirmek için teknik çerezler kullanıyoruz. Detaylı Bilgi