Ruh Adam: Kaçışı Olmayan Mahkeme
Ruh Adam, çoğu zaman bir askerlik romanı ya da yasak bir aşk hikâyesi olarak okunur. Oysa romanın asıl derdi ne ordudur ne de aşk. Nihal Atsız’ın kurduğu bu karanlık hikâye, insanın kendi ruhuyla yaptığı o kaçınılmaz düellonun anlatısıdır.
Romanın en sarsıcı sahnesi olan “Mahkeme”, ilk bakışta mistik bir atmosfer içinde kurulur. Uygur efsaneleri, eski ruhlar ve hayaletimsi sesler Selim Pusat’ı yargılar. Ancak bu sahneye biraz daha dikkatle bakıldığında ortaya bambaşka bir gerçek çıkar:
Bu mahkeme dış dünyada değil, Selim Pusat’ın zihninde kurulmuştur.
Sanık: Selim Pusat.
Suç: Kusursuz olduğuna inanmak.
Tanıklar konuşur.
Biri arzudur. Biri gurur. Biri bastırılmış bir insan olma korkusu.
Ve hâkim kürsüsünde oturan kişi de aynıdır:
Selim Pusat.
Bir İdealistin En Büyük Korkusu
Selim Pusat hayatını disiplin, sadakat ve irade üzerine kurmuş bir askerdir. Onun dünyasında insan ya güçlüdür ya da zayıf. Zaaf, affedilemez bir kusurdur. Fakat Güntülü’ye duyduğu o sarsıcı arzu, Pusat’ın inşa ettiği bütün bu sert yapıyı çatlatır. Burada ortaya çıkan kriz bir aşk meselesi değildir.
Asıl kriz şudur:
Kusursuz olduğuna inanan bir adam, kendi içindeki zayıflığı kabul edebilir mi?
Dış Mahkeme ve İç Mahkeme
Roman boyunca Selim Pusat iki farklı yargıyla karşı karşıya kalır.
Dış Mahkeme
Ordu onu ihraç eder. Düzen onu dışarı iter. Toplum onu unutmaya başlar.
Pusat bütün bunları soğukkanlılıkla karşılar. Çünkü dış dünyanın hükmü, onun için tolere edilebilir bir şeydir.
Fakat bir de iç mahkeme vardır.
İç Mahkeme
Vicdanı konuşmaya başlar. Bastırdığı arzular ortaya çıkar. Güçlü adam imajı parçalanır.
İşte bu noktada Pusat’ın trajedisi başlar. Çünkü dış dünyanın verdiği hiçbir ceza, insanın kendine verdiği hüküm kadar ağır değildir.
Kaçışı Olmayan Mahkeme
Romanın o hayali mahkeme sahnesi bu yüzden metafizik bir olaydan çok psikolojik bir yüzleşme gibi okunabilir. Orada bulunan sesler, hayaletler ve eski ruhlar aslında Pusat’ın bastırdığı duyguların yankılarıdır.
Onu yargılayan bir mahkeme yoktur. Onu yargılayan kendi ruhudur.
Bu yüzden Selim Pusat roman boyunca tek bir kaderden kaçamaz:
Sanığı, tanığı ve hâkimi aynı kişi olan bir mahkeme.
Sonuç: Kaçışın Olmadığı Yer
Nihal Atsız’ın kurduğu trajedi tam da burada ortaya çıkar.
İnsan toplumdan kaçabilir. İnsan geçmişinden kaçabilir. İnsan başkalarının yargısından kaçabilir.
Ama kendi ruhunun mahkemesinden kaçamaz.
Ve belki de Ruh Adam’ın asıl sorusu şudur:
İnsan gerçekten başkalarının yargısıyla mı yaşar, yoksa en ağır mahkeme kendi vicdanında mı kurulur?
Düşüncelerinizi yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.
// SPONSORLU İÇERİK
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap.
Bir Yorum Bırak