Sözler Böyleydi.......
Karardıysa yine dünya
Feda olsun sana dünya
İyi misin diyorsun ya
İyi değilim, değilim
İyi değilim, değilim
İyi değilim
İyi bir dünyanın adamı değilim
İyi yerlerden gelmedim biliyorum
Ayaklarım çamurlu, gözlerim bulutlu
Hayatım iyi değildi uğraştım olmadı
Ben de iyi değilim, iyi değilim, iyi değilim
Çok incindim, çok kırıldım
Dönüp hayata sarıldım
Bu oyundan çok yoruldum
İyi değilim, değilim
İyi değilim, değilim
İyi değilim Eserin sahibi Ali Kınık
Sessizliğin Eşiğinde: Maskesiz Bir Masada Kalabilmek
İnsan ruhu, genellikle iki kutup arasında savrulur: Dünyanın istediği o sahte "İyiyim" kalkanı ile her şeyi feda etmeye hazır "İyi değilim" resti. Ancak asıl mesele, bu iki uçtan birine sığınmak değil, o aradaki keskin eşikte durabilmektir.
Bir Maskenin Ağırlığı: "İyiyim" Yalanı
Modern çağda pozitiflik, artık bir ruh hali değil, bir ahlak normuna dönüştü. "İyiyim" demek, toplumsal düzenin çarklarını yağlayan, krizleri erteleyen ve bizi "uyumlu" kılan sessiz bir anlaşmadır. Fakat bu küçük yalan, her gün biraz daha ruhumuza batan bir kılıç gibidir. Sistemi ayakta tutarken bizi kendi içimize gömer. Samimiyetin bu kadar pahalı ve nadir olması da bundandır; çünkü dürüstlük, konfor bozar. Sistem maskesizliği şarkılarda romantize eder ama gerçek hayatta onu "negatif enerji" damgasıyla dışlar.
Özgürlük mü, Bağın Kopması mı?
"Kaybedecek bir şeyi kalmayan insan en özgür insandır" deriz. Oysa bu özgürlük, bazen dünyayla olan tüm bağların koptuğu bir hiçlik alanıdır. İnsanı insan yapan şey, aslında biraz da o bağlılıklardır.
Belki de asıl kahramanlık; ne o sahte oyuna devam etmek ne de masayı devirip gitmektir. Asıl devrim, “İyi değilim” diyerek o masada oturmaya devam edebilmektir. Maskeni çıkarıp, "ayaklarım çamurlu, gözlerim bulutlu" gerçeğinle o sahnede kalmak; hem kendini hem de seni izleyenleri o sarsıcı dürüstlükle yüzleşmeye zorlamaktır.
En Büyük Korku: Dışlanmak mı, Kendi Yankımız mı?
İnsanlar dürüstlükten korktuklarını sanırlar, oysa asıl korktukları dürüstlükten sonra gelecek olan o sağır edici sessizliktir. Çünkü bazı gerçekler söylendiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi devam edemez. O geri dönüşü olmayan kapı bir kez açıldığında, dışarıdaki gürültü kesilir ve ilk kez kendi çıplak sesimizle baş başa kalırız.
Çoğumuz, o sessizlikte duyacağımız ilk cümlenin bir hesap sorma olmasından korkarız. Bir yabancıyla tanışmaktansa, kalabalıkların içinde bir yabancı olarak kalmayı, radyonun sesini sonuna kadar açıp kendi içsel yankımızı bastırmayı tercih ederiz.
Sonuç: Arınma mı, Yıkım mı?
Eğer bir gün o sessizlikte kalırsak ve o ses bize hesap sorarsa, ona vereceğimiz cevap ne olacaktır? Süslü bahaneler mi, yoksa Ali Kınık'ın o vakur dürüstlüğüyle "Uğraştım olmadı, ben de böyleyim" demek mi?
Gerçek dürüstlük bir kumardır, evet. Ama bu kumarı oynamadan, sahte mutlulukların kalabalığında kaybolmaktansa; kendi karanlığımızla tanışıp o sessizlikte arınmak, insanın kendine verebileceği en büyük hediyedir. Çünkü sadece kendi acısına dürüst olabilenler, başkalarının yaralarına sahici köprüler kurabilirler.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!