|  Düşün Sorgula Anla Engin Şenol | Düşün, Sorgula, Anla

Engin Şenol

Gündem, teknoloji, modern dünya ve felsefe...

Dizilerin Dayattığı İllüzyon: Gerçek Acı Neden Sessizdir?

👁️ Okunma Sayısı: 1
Dizilerin Dayattığı İllüzyon: Gerçek Acı Neden Sessizdir? - Engin Şenol

Hepimiz dizilerdeki o meşhur sahneyi ezbere biliyoruz: Karakter sevdiğinin kaza geçirdiği haberini alır, olduğu yere yığılır, hastane koridorlarında kimseyi gözü görmeden "Doktor, hemşire yardım edin!" diye feryat ederek ameliyathane kapısını yumruklar. Etrafındaki aileyi, dostları dinlemez, kendini parçalar. Ekran başındaki izleyici için bu, sevginin ve bağlılığın en yüksek perdeden, en "tutkulu" ispatı olarak sunulur. Peki ama gerçek hayat, bir yönetmenin "Motor!" demesiyle mi işler?


Ekranlardaki "Gösterişli Acı" Performansı

Diziler ve filmler, doğaları gereği izleyiciyi ekranda tutmak ve dramatik bir etki yaratmak zorundadır. Bu yüzden acıyı, izlenebilir ve estetik bir performansa dönüştürürler. Ekranda izlediğimiz o kriz anları, duygunun kendisi değil, onun oldukça abartılı bir temsilidir.

Ancak sorun şu ki; sürekli maruz kaldığımız bu kurgusal sahneler, zamanla toplumda yazılı olmayan bir beklentiye dönüşür. Ortaya adeta bir "acı çekme yarışı" çıkar. Günümüzün gösteri dünyasında, ne kadar çok ses çıkarıyor, ne kadar çok cam çerçeve indiriyorsanız, o kaybı o kadar çok önemsiyormuşsunuz gibi tehlikeli bir algı dayatılır. Acı çekmek, yaşanması gereken kişisel bir süreç olmaktan çıkıp, etrafa ispatlanması gereken bir şova bürünür.

Gerçek Acı Estetik Değildir

Gerçek bir travma ve kayıp anında, insan beyni genellikle o devasa yükün altında şoka girer. O an, estetik bir şekilde haykırmak veya kameralara yakışacak bir açıyla yere yığılmak akla bile gelmez.

  • Gerçek acı dilsiz bırakır: Boğazınıza öyle bir düğüm oturur ki, nefes almayı bile unutursunuz.

  • Gerçek acı felç edicidir: Bir kapıya koşmak yerine, dizlerinizin bağı çözülür ve sadece dünyadan koparsınız.

  • Gerçek acı mahremdir: Dizilerdeki gibi akışkan ve "güzel" değil; dağınık, ağır ve çoğu zaman tamamen içe dönüktür.

Televizyondaki o süslü sahneleri veya ana haber bültenlerindeki o gösterişli ağıtları izlerken insanın içinden ister istemez sert cümleler kurası gelir. Çünkü hakikat, ekranın sunduğu o yüzeysel ve sahte şablona asla sığmaz.

"Bende Bir Sorun mu Var?" Yanılgısı

Bu dayatılmış acı şablonlarının en yıkıcı tarafı, gerçek hayatta samimi bir yas tutan insanlara kendilerini sorgulatmasıdır. Yakınını kaybeden, yüreği kavrulan ama bunu kimseye göstermeden, kendi içinde vakur bir şekilde yaşayan insanlar bu beklentiler yüzünden kendilerini eksik hissederler. Çevrelerindeki o beklenen histerik tepkileri vermedikleri için "Acaba bende bir sıkıntı mı var?" ya da "Ben duygusuz muyum?" diye düşünürler.

Oysa ortada hiçbir sıkıntı yoktur. Acıyı içe gömmek, hala ağlasa bile bunu kimseye göstermemek; duygunun eksikliğinden değil, tam aksine o bağa duyulan derin saygıdan kaynaklanır. Derin sular her zaman sessiz akar; sığ sular ise sadece gürültü çıkarır.

Sessizliğin Erdemi ve Bir Temenni

O gösterişli feryatları koparanların veya her hafta bu sahneleri yazıp çekenlerin birçoğu, belki de o sessiz ve felç edici gerçek acıyla henüz hiç tanışmamıştır. Ve insanlığa dair o nahif temenni tam da burada devreye girer: Umarım o gerçek acıyı hiç çekmezler.

Çünkü gerçek acı, insanı rol yapamayacak kadar aciz bırakan o ağır taştır. Kimseye göstermeden, sadece kendi içinde tutulan o sessiz yas, en gürültülü feryattan çok daha gerçektir. Bize dayatılan bu duygu körelmesine ve sahte "yas gösterilerine" karşı verilecek en güzel cevap; içimizdeki o dürüst, sessiz ve onurlu duruşu korumaya devam etmektir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!

Bir Yorum Bırak

Deneyiminizi güzelleştirmek için teknik çerezler kullanıyoruz. Detaylı Bilgi